Site Overlay

Hafızlıktan hanendeliğe bir yol

Her yıl Şeb-i Arus etkinliklerindeki Sema programlarında yerini alan Hanendeler insanları manevi huzura erdirmeyi başarıyor.  Hanende ve Hafız Ahmet Çalışır yaklaşık 30 senedir Hanendelik mesleğini icra ediyor.

Hafız olmasıyla birlikte Hanendeliğe başladığını söyleyen Ahmet Çalışır, bir insanda ses güzelliği ve yetenek olduğu takdirde Hanende olabileceğini belirtti.

Hanendeler, sema programlarında okudukları parçalarla insanları manevi huzura erdiren kişilerdir. Hanendeliğin okuyucu anlamına geldiğini ifade eden Çalışır, “ Sazende saz çalan, hanende ise okuyucu anlamına gelir. Ben denizin Hanendeliği de hafız olmamla başladı.  Cenabı Hakkın verdiği fıtri bir kabiliyettir. Ses güzelliği de bizim sonradan kazandığımız bir şey değildir. Bir insanın gabiliyeti varsa ve sesi de güzelse Hanende olabilir” dedi. Musikinin geçmişine değinen Çalışır, “Osmanlı musikisinin tarihine baktığımız zaman koskoca bir medeniyeti, büyük bir parçayı oluşturduğunu görüyoruz. Osmanlı medeniyetinde ana unsurlar, taşıyıcı kolonlar hafızlardır. Dolayısıyla musiki biraz cami geleneğinden gelen insanların başarıyla yaptığı ve taşıyıcı kolon olarak günümüze ulaştıran insanlardır” ifadelerini kullandı.

hafizliktan-hanendelige-bir-yol-3.jpg

İYİ MÜZİK YAPMAK MI? MÜZİK YAPAN İYİ BİR İNSAN OLMAK MI?

“Hanendeliği sanat bağlamında konuşmak gerekirse, iyi müzik yapan bir insan olmak mı önemli yoksa müzik yapan iyi bir insan olmak mı? önemli” diyen Çalışır şunları aktardı: “Sanatkar olmakla müzisyen olmak arasında çok ciddi farklar var. Biz bir kere iyi bir insan olabilme sanatından mahir olmaya çalışmalıyız. Gençlere vereceğim birinci öğüt budur. Hayatının her safhasını müziğin kaplamasına izin vermemeli insan ve bütün sanat Kur’an bağlamında değerlendirmeli. Çünkü biz kuran medeniyetinde yaşıyoruz. Şiirde de çok ciddi bir musiki vardır. Failatün failatün failatün failün. Yani ciddi bir ahenk ciddi bir müzik vardır. O zaman Kur’an’ı Kerim içerisinde o edebiyata karşı meydan okuma olarak getirilmişse kendi içinde ciddi bir musiki olduğunu gösterir. Musikinin temeli buraya dayanır. Eğer kurandan ayrı bir sanat anlayışı geliştirmeye başlarsanız burada ciddi sıkıntılar çıkar”

hafizliktan-hanendelige-bir-yol-2.jpg

‘SANATÇI TOPLUMU MAYALAYANDIR’

Toplumun kültür seviyesini yükseltebilmek için insanın her yönüyle kendisini geliştirmesi gerektiğine dikkat çeken Çalışır, “Hafız ve sanatkar dediğiniz insan maya insandır. Etrafını mayalayan insandır. Sanatkar dediğiniz insan, içinde yaşadığı toplumun kültür ve sanat seviyesini olduğu halden bir milim de olsa yukarıya çıkarmaya çalışan bir insandır. Yani kupkuru bir insan olursanız siz o toplumu mayalayamazsınız” ifadelerine yer verdi. Tarihsel sürece bakıldığında Mevlevihanelerin güzel sanatlar fakültesi işlevi gördüğünün bilgisini veren Çalışır, “Oraya intisap eden bir derviş matbahtan çıkarken yeteneğine göre ya semazen olur ya hattat olur her birisine vazifeler verilirdi. Mevlana hakka yürüdükten sonra sema mukabeleleri ritüel hale gelince orada hem musiki hem de Sema olmaya başladı. Musikiyi yapacak olan da Sema’yı yapacak olanda o dergahın içindeydi. Divan-ı Kebirden bestelenmiş eserleri ayin esnasında okuyup onunla Sema edecek bir ekip oradan çıkıyordu” şeklinde anlattı.

hafizliktan-hanendelige-bir-yol-4.jpg

‘HANENDELER MEVLEVİ KÜLTÜRÜNÜ GELECEK NESİLLERE AKTARIYOR’

Hanendelerin amacının Mevlevi kültürünü doğru bir şekilde gelecek nesillere aktarmak olduğunun altını çizen Çalışır, “Hanendelerin okudukları farsça metinlerin çoğu Hazreti Mevlana’ya ait güftelerdir ama Mevlevi olan şairlerin güftelerine de yer verilmiştir. Hanende, tek Sema sırasında yapılan bir iş değildir. Genel olarak musikiyle uğraşan kişiler Hanendedir. Sadece Ayinler için bestelenmiş 50 tane eser var. Bununla alakalı “Mevlevi Ayinleri” diye bir kitap çıkardım. O eserleri bir sene içerisinde sürekli provasını ediyoruz. Biz burada 52 haftada bir Sema ediyoruz. Yine Şeb-i Arus’daki aynı format oluyor” ifadelerine yer verdi.

hafizliktan-hanendelige-bir-yol-5.jpg

‘SEVGİLİYLE TENHADA BULUŞULUR’

Şeb-i Arus törenlerinde yapılan Sema’nın gözler önünde yapılmaması gerektiğini savunan Çalışır, “Bir dervişin Allah’la buluşma hali eğer sevgiliyle buluşma hali olarak nitelendiriliyorsa postunun başında oturması gerekiyor. O zaman neden Mevleviler bir sürü insanın içerisinde bunun yaparlar? Burada bir kültürü doğru bir şeklide yansıtma hali var. Eğer hakikaten Allah’la yani sevgiliyle buluşmak istiyorsanız tenhada buluşursunuz” dedi. Mevlana’nın gerçekten Sema edip etmediği hakkında bilgi veren Çalışır, “Mevlana gerçekten Sema etmiştir. Fakat günümüz fotoğrafındaki gibi bir Sema töreni yoktur. Daha sora Hazreti Pir hakka yürüdükten sonra Sultan Veled ile Hüsamettin Çelebi irtihal devriyesinde gazeller okuyup Sema etmiştir. Daha sonra 13. ve 14. Yüzyıllarda Pir Adil Çelebilerle, Pir Hüseyin Çelebilerle Sema sistematik hale gelmiş ve günümüzdeki anladığımız şekle bürünmüştür” diye konuştu.

‘GERÇEK SEMA NASIL OLUR?’

Gerçek bir Sema’nın nasıl olduğundan bahseden Çalışır,” Yatsı namaz kılınır, ardından meydancı dede meydana davet edilir. Arkasından mesnevi sohbeti olur, Kur’an’ı kerimler okunur. Mesnevi sohbetinden sonra herkes mukabeleye davet edilir. Naat okunur. Ayin-i Şerif okunur, Sema mukabelesi icra edilir. Herkes Kur’an’ı Kerim’ini alır ücrasına çekilir” diye anlattı. Şeb-i Arus programlarına gelen insanların Mevlana ve Cenabı Hakkın aşkıyla geldiklerini vurgulayan Çalışır, “ Bu konuyla alakalı Kültür Müdürlüğünün de araştırmaları var. Yurt dışından da yurt içinden de Konya dışından da gelen misafirlerin çoğu gözü yaşlı bir şekilde geliyorlar. Gözü yaşlı bir şekilde de gidiyorlar” ifadelerini kullandı.

‘NE KADAR ÇOK ÇİÇEKTEN POLEN TOPLARLARSA BAL O KADAR KALİTELİ OLUR’

Son olarak Hanendeliğe ilgisi olan gençlere tavsiyelerde bulunan Çalışır, “Hanendeliğe ilgisi olan gençlere benim naçizane tavsiyem kendilerini yetiştirmeleridir. Ne kadar çok çiçekten polen toplarlarsa bal o kadar kaliteli olur. Yani o kadar geniş bir araziye dağılıp polen toplamaya bakmalılar. Hercai olmamalılar. Bizim musikimizdeki en büyük handikap alkışı çok erken almamızdır. Genç yaşlarda alkışı aldığınız zaman bunun hazmetmek ciddi bir sıkıntıdır. Çünkü insanın ayağını yerden kesiyor. Sonra bir bakıyorsunuz ben neymişim hatta ben en imişim kompleksi kaplıyor” diyerek sözlerini noktaladı.

•SÜMEYRA KENESARI / YENİ HABER GAZETESİ